AZİZ PAVLUS’UN HAYATI VE İŞLERİ
Pavlus’un şahitliğinin üzerinde durmak gerekir. O şahadetinin günlüğünü tutmamıştır ama gerektiği her yerde, zaman ve durumun gerektirdiği sıklıkla şahadetliğinden bahsetmiştir. Zamanla giderek olgunlaşan bu mefhumun değişmeyen öğesi ise “ Bir suçlu gibi çarmıha gerilen Nazaret’li İsa gerçekten dirildi ve Allah’ın kudretine müşrik oldu; O Rab’dır ”. Pavlus kıyama şahadet edenler arasında kendisini saydıktan sonra Korintoslulara yazdığı ilk mektubun onbeşinci (15) Babının onbirinci (11) ayetinde “ İşte, gerek benim yaydığım, gerek öbür elçilerin yaydığı ve sizin de iman ettiğiniz bildiri budur ” der. Bu cümle Hıristiyanlığın temel motiflerindendir, aşılması gereken zorluk ne olursa olsun Pavlus Paskalya esrara inanmanın kilisenin temel taşı olduğunu hiç unutmayacaktır. 25 Oca’ta kutladığımız Hıristiyanlığı kabul etmesi ile Aziz Pavlus artık tamamen önceden reddettiği Nazaretli İsa’ya dönmüş ve dünyayı onun gözü ile görmeye başlamıştır.
Fakat dönmesi hiç bir zaman yahudi inancını reddetmesi değildir. “ Milletlerin ” havarisinin misyonun kalbi evrenselliktir. Pavlus ızman etmesinden ve misyonun kendisine bildirilmesinden sonra hemen kolayca işler yoluna girdi sanılabilir halbuki bir zamanlar eza ettiği kilise tarafından kabul edilmesi için epey vakit geçmesi gerekti. Bu Süre zarfında Arabistan’a giti tekrar Şam’a döndü. Üç yıl sonra Kifas ile tanışmak için Yeruşalim’e gitti onun yanında 15 gün kaldı ayrıca orada İsa’nın kardeşi Yakub ile tanıştı. Havariler ile tanışması ilk iman edenlerden biri olan Kıbrıslı Barnabas’ın vastası ile oldu.
Aziz Pavlus Tarsus’a gitmek için yola çıktı daha sonra Barnabas kendisini bulup Antakya’ya getirdi. Antakya milatan önce 310 yılında kurulmuş olup kısa zamanda yakın doğunun önemli merkezlerinden biri oldu. O sıralarda önemli büyüklükte bir Yahudi topluluğunun da bulunduğu kozmopolit bir şehirdi. Barnabas ve Pavlus orada yaklaşık bir sene kaldılar ve kilisede bir çok kişiye öğrettiler, ve şakirtlerin Hıristiyan diye çağrılması önce Antakya’da gerçekleşti. Pavlus ve Barnabas Antakya’dan sonra gerçekleşeceği Ruhülkudüs tarafından Agabus’a bildirilen kıtlıkta Yeruşalim’e giderek Yahudiye’de oturan kardeşlere yardım ettiler. Barnabas ve Pavlus hizmeti bitirince yanlarıda Yuhanna’yı alıp Antakya’ya döndüler.
C. Pavlus’un Apostolik kariyeri
Bu oniki yıllık dönem Pavlus’un hayatının en etkin ve verimli yıllarıdır. Bu dönemde Pavlus üç büyük apostolik sefer yapmıştır. Bu seferlerin üçünün de başlangıç yeri Antakya olup her sefer Yeruşalim’e yapılan bir ziyaret ile sona ermiştir.
C1 – İlk Misyon
Barnabas ve Saul, Kutsal Ruh tarafından gönderilmiş olarak, Milletlere öğretmek için Kıbrıs’a yelken açtılar. Salamis’e varınca havralarda Allah’ın sözünü ilan ettiler. Daha sonra adayı doğudan batıya katederek Pafos’a kadar geldiler. Pafos’ta vali Sercius Pavlus idi, Saul onu da iman ettirdi. Saul bu olaydan sonra Pavlus’un yönetimi ele aldığını görüyoruz. Pavlus, Kıbrıs’ın anakaranın doğal bir uzantısı olmasında dolayı Suriye ve Kilikya’da Hıristiyanlığın kabul gürüp yaygınlaşmasından sonra buranın da kurtulacağını düşünerek, Barnabas ve Yuhanna ile birlikte Anadolu’da Pamfilya Perga’sına geçti. Yuhanna buradan Yeruşalim’e döndü Pavlus ve Barnabas Perga’dan Pisidya Antakya’sına gittiler. Burada Pavlus havralarda öğretti ve iki misyonerin burada kalışları süresince yaptıklarından dolayı Tanrı’nın kelamı kısa zamanda ülkede yayıldı. Fakat buradan Yahudilerin kışkırtması sonucu ayrılarak Konya’ya geldiler. Konya’da da Milletlerden benzeri yakın alakayı Yahudilerden ise eziyet gördüler. Bunun üzerine Listra’ya kaçtılar.
.
Listra’da Antakya ve Konya’dan bazı Yahudiler gelip halkı kandırarak Pavlus’u taşladılar ve onu ölmüş sayıp şehirden dışarı sürdüler. Fakat öğrenciler onu çevresinde iken o kalkıp şehre döndü ve etesi gün Barnabas’ı yanına alıp Derbe’ye gitti. Orada da incili vaaz ederek bir çoklarını öğrenci ettikten sonra tekrar Listra, Konya ve Antakya’ya dönerek ordaki öğrencilerine güç verdiler, her kilisede onlara ihtiyarlar tayin edip oruç tutup dua ettikten sonra onları iman ettikleri Rabbe emanet ederek Pisidya’dan geçip Pamfilya’ya geldiler. Pega’da sözü söyledikten sonra Antalya’ya geçerek oradan da yelken ile Antakya’ya vardılar. Orada kiliseyi toplayıp Allah’ın vasıtası ile neler ettiğini ve Milletlere iman kapısını araladıklarını anlattılar. Bu arada Kilisede Milletlerin durumu hakkında bazı sorunlar ortaya çıkmaktaydı. Yeruşalim’den gelen bazı judeoHıristiyanlar Milletlerin de Musa’nın adeti üzre sünnet olmaları gerektiklerini söylüyorlardı.
Pavlus ve Barnabas bu düşünceye katılmadılar ve problemin halli için Yeruşalim’de bir toplantı yapılmasını kararlaştırarak Antakya kilisesini temsilen oraya gittiler. Toplantıda Petrus Milletlerin sünnet olması gerekmediğini savunurken Yakub da onu destekledi. Toplatı sonucu Milletlerin sünneten muaf olmaları putlara kurban etmek, kandan, boğulmuş olandan ve zinadan sakınmalarının bildirilmsi kararları alındı. Fakat en önemli sonuç bu sakıncaların Musa kanunları gereği olduğu için değil de Kutsal Ruh’un adına alınmış olduğunun teyididir ki bunda da Pavlus’un payı büyüktür. Sorun aslında bu toplantı sonucu tamamen çözülmüş değildi. Toplantıda Milletlerin Musa kanunlarından muaf tutulması kara bağlandığı halde, bunlara uymamanın sakıncası olmadığının deklare edilmesi sonucu Milletler bu kanunu uygulayan JudeoHıristiyanlar karşısında kendilerini ikinci sınıf hissedebileceklerdi ayrıca JudeoHıristiyanlar da kendilerinin durumu toplantıda açıkça tesbit edilmediği için ikilem içinde idiler.
Bu durum Petrus ve Pavlus arasında Antakya’da çıkan bir fikir ayrılığının da bağlıca sebebiydi. Petrus Milletlerin Yahudi geleneğindeki gibi yaşamalarını teşvik ediyordu fakat Pavlus bunun ileride daha fazla karışıklığa yol açacağını düşünerek fikirlerini şöyle ifade etti: “Çünkü eğer yıktığım şeyleri tekrar bina edersem suşlu olduğumu gösteririm. Çünkü ben Allah’a yaşamak için şeriat vasıtası ile şeriata döndüm. Mesih ile beraber haça gerildim; ve artık ben yaşamıyorum, fakat Mesih bende yaşıyor; ve şimdi bedende yaşadığım hayatı, beni seven ve benim uğruma kendisini teslim eden Allah’ın Oğlu’na olan imanla yaşıyorum. Allah’ın inayetini hükümsüz bırakmıyorum; çünkü eğer selah şeriat vasıtası ile ise, o halde Mesih boş yere ölmüştür.” Burada geleneksel formül (“ İsa bizim günahlarımız için kendini teslim etti ”) tekrar ediliyor gibi görünse de bu sunuç Pavlus’un ifadesinde “ benim günahlarım için ” şeklini alıyor, o burada mazoşik mistisizsm tarafından kabul görülen acı çekme temasının değil aşkın sırrını, kendisini aşk için teslim etme temasını önce çıkarıyor.
|