C2 - İkinci Misyon
İkinci misyonda Pavlus yanına Silas’ı aldı. Silas’da kendisi gibi bir Roma vatandaşı olup Yeruşalim Kilisesinin etkili bir azası idi. İki misyoner, geçtikleri yerlerde Yeruşalim Konseyinin kararlarını kiliselere bildirerek, ilk önce Antakya’dan Tarsus’a gittiler. Tarsus’tan Derbe’ye geçtiler. Kiliseleri bu ziyareti sırasında pek önemli bir olay olmadı sadece Listra’da Yunanlı Timoteos’tan kendisine katılmasını istedi ve geçeceği yollarda Yahudilerin fazla olmasından dolayı onlarda bir rahatsızlık yaratmasın diye Timoteos’un sünnet olmasını istedi.
Ruhülkudüs tarafından Asayada kelamı söylemekten men edildikleri için Frikya ve Galatya diyarından geçtiler. Misya karşısına deldikleri zaman Bitinya’ya gitmeye çalıştılar fakat İsa’nın Ruhu onlara izin vermedi.Onlar da Troas’a indiler. Pavlus geceleyin rüyasında Makedonyalı bir adam gördü adam kendisine yalvarıp “Makedonya’ya geçerek bize yardım et” dedi, Pavlus bunu Allah’ın bir lütfu olarak algılayıp hemen Makendonya’ya gitmeye karar verdi. Troas’tan yelken ile Semotraki’ye oradan Neopolis’e oradan Filipi’ye vardılar.
Troastan yelken ile Semotrakiye oradan Neopolise oradan Filipiye vardlar.
Pavlus Avrupada da ilk misyonuna benzer şekilde öğretti, mümkün olduğu kadar büyük şehirlere gidip orada vaazlar verdi öğrettikleri daha sonra daha küçük yerlere ulaştı. Herhangi bir şehre gittiğinde havra var ise oraya gidip ilk önce Yahudilere ve diğer istekli kişilere vaaz veriyordu, Yahudiler ile ters düştüğünde ise bir kilise oluşturup şakirtlerin nüvesini oluşturuyordu ve Yahudilerin kışkırtması ile oralardan ayrılmaya mecbur olana kadar buralarda ikamet ediyordu. Genelde sistem böyle olmasına rağmen yerin özelliklerine göre değişimler de oluyordu.
Örneğin Filipi’de havra olmadığı için üstü açık bir yerde vaaz etti, Milletler de bunu kamunun düzeni bozma sebebi saydılar ve Pavlus ile Silas’ı değnekle döverek hapse attılar. Hapiste dua edip ilahiler okuyorlardı gece yarısına doğru ansızın çok büyük bir zelzele oldu ve zindanın temelleri sarsılarak kapısı açıldı ve herkesin bağları çözüldü. Bunu gören diğerleri de iman ettiler. Hakimler ertesi gün onları salıverdiler. Pavlus ile Silas Amfipolis ve Apollonya’dan geçip Selaniğe geldiler. Selanik’te havra vardı ve orada öğrettiler ve büyük bir kitle iman etti fakat yine Yahudiler kıskanarak şehirde huzursuzluk yarattılar bunun üzerine Kardeşler Pavlus ve Silas’ı şehirden çıkararak Veria’ya gönderdiler, oraya vardıkları zaman havraya gittiler burada halkının büyük bir kısmı sözü bütün yürekten kabul ettiler. Fakat Selanikli Yahudiler bunu anlayınca Veria’ya geldiler ve burada halkı kışkırttılar.
Pavlus Silas ve Timoteos’u orada bırakarak deniz yolu ile Atina’ya geldi. Pavlus için Atina’daki durum diğerlerinden farklı idi hem tek başına kaldı hem de şehirde Yahudiler ve havralar yoktu. Pavlus Ariopagos’ta vaaz verdi ve bazıları iman ettiler. Pavlus Atina’dan zorlanmadan kendi isteği ile ayrıldı ve Koritons’a gitti. Korintos kilisesi Pavlos’un kurduklarının en önemlilerden biridir. Korintos’taki misyonda tipik olaylar cereyan etti. İlk önce havralarda vaaz verdi Yahudiler ile ters düşünce Titius Yustus’un evine yerleşti ve orada 18 ay kaldı.
Bu süre zarfında ilimli bir kişi olan vali Gallio’nun himayesi denmese bile tarafsızlığı nedeni ile Yahudilere karşı daha rahat durabildi. Korintos’taki önemli bir olay iman ederlerin çoğalması ile ortaya çıkan problemlerin farkına varılması oldu. Pavlus inananların arasında birlik olması gerktiğini daha sonradan Korintoslulara yazdığı mektupta şöyele belirtir: “ Çünkü biz, gerek Yahudi, gerek Yunanlı, gerek kul, gerek hür hepimiz bir beden olmak üzere bir Ruhta vaftiz olunduk ”. Sonunda geçtiği Efesos’tan bindiği yelkenli ile Yeruşalim’i de ziyaret ederek Antakya’ya döndü. Pavlus’un üçüncü misyonu Efesosadır. Orada Akuila ve Priskilla beklemekte idiler ve o da Efesoslara Rab izin verir ise tekrar gelip öğreteceğini söylemişti. Ruhülkudüs Asya’da öğretmesini de engellemiyordu artık. Böylece Antakya da kısa bir zaman kaldıktan sonra Galatya ve Frikya diyarlarından şakirtlerine kuvvet vererek geçti ve Efesos’a vardı. Alışılageldiği gibi havralarda öğretti bu durum üç ay sürdü, daha sonra Tirannus’un mektebinte öğretmeye devam etti. Bunun önemi şudur; Pavlus artık kelamı sadece anons ve vaaz etmek için değil proglamlı bir şekilde eğitimine başlamışdır. Bu süreç iki yıldır. İki yılın sonunda Yahidiler, Yunanlılar da dahil olmak üzere Asya’nın halkları Rab’bın kelamını işittiler.
Doğal olarak çekilmesi gereken ceremeler ve başarılması gereken zorluklar da vardı. Bu zorlukların bir kısmı nafile yere Pavlus’un şeytan kovma işlerini taklit etmek istiyen Yahudilerin kıskançlıklarından, bir kısmı ise özellikle Efesos’taki tanrı tanımazların batıl inançlarından kaynaklandı. Pavlus bunlara karşı öyle başarılı oldu ki sihirbazlardan iman edenler değeri elli bin gümüş ( o vakitler bir gümüş yaklaşık bir günlük ücrete karşılık geliyordu ) olan kitaplarını herkesin önünde yaktılar. Bu misyon sırasında ezalar genelde Milletlerden geldi ve onların bu davranışlarının sebebi ticari çıkarlardı. Hıristiyanlığın yayılması ile mabetlerdeki gümüş Artemis replikalarının satışları azalmaya başlayınca ticari çıkarlarının zedelendiğinin farkına varan ve başlarında Dimitrios adında bir kuyumcu bulunan grup halkı Pavlus’a karşı kışkırttılar ve çok büyük bir karışıklık çıktı. Ama o tüm bunlara göğüs gerdi.
Böylece Pavlus Efesos’ta iki buçuk yıl kaldıktan sonra önce Makedonya’ya geçti ve ordaki şakirtleri teşvik ettikten sonra Yunanistan’a dündü. Orada üç ay geçirdikten sonra Pentikost günü Yeruşalim’de olmayı planlıyarak yelkenle Suriye’ye gitmek üzere iken Yahudilerin kendisine bir düzen hazırladıklarını öğrendi ve deniz yolu yerine Makedonya üzerinden Filipi, Troas, Assos, Midilli, Sakız, Sisam, Militos, Istanköy, Rodos, Patara, Sur, Ptolemais, Kayseriye yolunu takip ederek Yeruşalim’e döndü. Bu yolculukta kendisine şakirtlerinden Pirros’un oğlu Verialı Spatros, Selaniklilerden Aristarhos ve Sekundus, Derbeli Gayyus ve Timoteos ve Asyalı Tihikos ile Trofimos da eşlik etti.
Bu seyahatte geçen olaylardan özellikle üçü dikkate şayandır. Troas’ta Pavlus gece geç vakitlere kadar dua ediyordu bu sırada Efthios isminde bir genç üçüncü katın penceresinde otururken derin bir uykuya daldı ve aşağıya düşerek öldü. Pavlus aşağıya indi onu kucaklayıp onun ölmeyeceğini bildirdi sonra da sabaha kadar öğretip yola çıktı. Onlar da gencin diri olduğunu görüp çok sevindiler. Milet’te Efesos kilisesinin ihtiyarlarına yaptığı çok dokunaklı veda konuşması
Kayseriye’de Ruhülkudüs inayetiyle Agapus’un ağzından Yeruşalim’e gider ise tutuklanacağınnın kendisine kendisine bildirilmesine rağmen “ Ben Yeruşalim’de yalnız bağlanmaya değil, Rab İsa’nın ismi uğruna ölmeye de hazırım ” diyerek oraya gitme fikrini değiştirmemesi. Aziz Pavlus büyük mektuplarından dördünü bu misyon sırasında yazmıştır. Efesus’ta iken Korintoslulara yazdığı birinci mektup, aynı yılın sonbaharlarında Makedonya’da iken Korintoslulara yazdığı ikinci mektup, Korintos’ta iken Romalılara yazdığı mektup ve Galatyalılara yazdığı mektup.
|